19 Ocak 2017

Aç kapıyı bezirganbaşı



Kapıyı kapatıp çıkalı ne çok olmuş.
Uzun zaman geçti. Dilim de elim de varamadı, yazamadım.
Yıllardır susuyorum, sadece okuyorum.
Görüyorum ki her insan bir âlem.
İyisiyle-kötüsüyle, hatası ve sevabıyla dünyaya bir iz düşmek istiyoruz.
Eskiden sadece ailemiz, çevremiz, arkadaşlarımız, komşu teyzemiz veya ulaşabildiğimiz kim varsa o noktaya kadar bunu başarabilirdik. 
Sonra dünya birden bire hızlandı. 
 Komşuların, arkadaşların, akrabaların ve bu rollere uygun durumda olan bizlerin "vakit yok" diye bir imtihanı başladı. 
Oysa anlatacak ne çok şey vardı...
Hiç olmayacak anda bizi dinleyecek kişiler birer birer ellerimizden kaydı gitti. 
Derken eş zamanlı
internet icat oldu. 
Bununla beraber bloglar, kişisel sayfalar ne zamandır içimizde biriken duygularla, paylaşımlarla doldu. Hepimizin bir fikri vardı ve yorulmadan, usanmadan bunu anlatmaya çalıştık. Kimimiz günlük gibi kullandık, kimimiz bir şeyler öğretmeye çalıştık. Kimimizse kimseye anlatmadığı belki de anlatamayacağı şeyleri paylaştık. Yazdıkça yazdık.
Ve sonra...sosyal medya sürüldü piyasaya. Onu kullanmak daha kolay daha hızlı ve istediğimiz kesime hitabı netti.
Bir çoğumuz bulaştık.
Yine anlattık, paylaştık, ettik eyledik...
Sonra yoruldum ben.
İlk defa yazmaktan yoruldum...
Hayattan, yaşadıklarımızdan, anladıklarımdan, anlayamadıklarımdan...
Sanıyorum bazen birçoğumuza böyle olur.
Bu arada bolca sustum. Durdum. Yavaşladım... Fikir üretmeden, içim patlayacak gibi olsa da patlamadan öylece durdum. 
Ve uzun süredir sadece buraya dönmek istiyorum...
Sayı oyunlarını sevmiyorum.
Hesap kitap işlerini ise hiç beceremiyorum.
İki-üç kişide olsa bu satırları okuyan bir şeyler paylaşmak istiyorum.
İçimi dökmek için değil, anlatmak istediğim  önemli şeyler olduğu için de değil!
Herkes her şeyi biliyor zaten.
En cahili, en bilgisizi benim belki...
Sadece dönmek için...
Sadece dönmek...

4 »

24 Aralık 2015

Merhamet, Şefkat ve İnsanlık Üzerine

8

Merhamet üzerine binlerce kitap yazılabilir.
Susuyorum.
Şefkat sıcacıktır, belki anlatması zor ama...
Sizi sarar, sarmalar.
Yaralanırsınız ya bazen...
Hani canınız  yanar. İşte o anlarınızda birini istersiniz yanınızda; konuşsun, gözünüzün içine baksın, saçınızı okşasın...Size yeter.
İyi olursunuz, iyi hissedersiniz kendinizi...
Şefkat değişik bir şeydir, anlatması zordur.
Ya insanlık!
O bambaşka bir şey!
Tanıdığına, tanımadığına, bazen bir kediye bazen bir kuşa bile iyilik edebilmek.
İşte bu gitgide azalan, numune olacak kadar yitirdiğimiz bir şey.
İnsanlık!
Bu konuda da kütüphaneler dolusu yazı yazılır.
Ama ne kıymeti var...
Kütüphaneler dolu kitaba ismi yazılacak kadar çok insana yazık oldu...
Yazık oldu...çok yazık.
Ne olacak halimiz bilmiyorum...
Nereye gidiyoruz onuda...
Bildiğim bir şey var ki...iyiye değil...
Derine iniyoruz...daha da derine.
Ben şahsen utanıyorum.
En çok da çocuklardan;
Aç, açıkta, çıplak, savaşta, yetim, öksüz, perişan..
Hele...yaralı olanlardan, hele kolsuz kanatsız...
Allah bizleri affetsin.
Bize merhamet versin.
Şefkat dolsun yüreğimiz.
Şehirlerin göbeğinde; aç, üşüyen, korkan çocuk kalmasın...
Kitaplardan değil ruhumuzdan okunsun insanlık.
Geç olmadan...bizim için geç olmadan bu sınavı verelim.
Sınav zor! Sorular basit aslında; ama cevaplar zor...
Daha doğrusu cevaplayabilmek zor!
Cevaplayabilenlere aşk olsun!
Aşk dolsun yürekleri...
En çok onlar mutlu olsun...
En büyük sevinci onlar yaşasın.
Sararken başka başka yaraları, kendi yaraları sarılsın.
Bir miniğin gözlerinin içinin güldüğünü onlar görsün.
Nicedir kimse görmemiş bilir misiniz?
...
İki hafta önce bir çağrı almıştım, zor durumda olan biri, "annem çok hasta yardım edin" demişti...yapıldı bir şeyler...ama yetmedi...geçti...çok geçti...
Dün tekrar geçmiş olsun dedim...
-Nasıl oldu anneniz?
"Kaybettik" dedi...annemi kaybettik.
Kim kaybetti?
Neyi kaybetti?
Orası muamma...
Ama biz çok şey kaybettik, bu kesin!
Bir yüreği öksüz bıraktık.
Binlerce yüreği yetim.
Yapabilecekken binlerce şey, ne yapabiliriz ki dedik...
Neye gücüm yeter.
Oysa yeterdi...
Bir kişinin yemeği 3 kişiye yeterdi.
3 kişinin yemeği 5 kişiye...
Bize, her birimize bir yorgan yeterdi. Sahi çeyizimizden miydi fazla yorganlarımız, ondan mı kıyıp da veremedik? Yoksa indirimden mi almıştık, ayda yılda bir gelecek misafir için miydi?
Neydi sahi?
Sebep neydi?
Fazla olanı paylaşsaydık o minikler, o anneler üşümezdi belki.
Üşüyen kim diye soranlar var değil mi?
Biliyorum var.
Ne olacak bir battaniyeden, bir yorgandan mı diyorsunuz...
Bir gece kapatabiliyorsanız kapatın kombinizi.
Ve sadece yorgan çekin başınıza...
Ben gördüm yerde uyuyanı. Betonda!
Betonda değil, yorganda olsun başınızda, sadece soğukta uyuyun...sadece soğukta...
Ben uyuyamadım ama soğuktan değil... Şaşkınlıktan.
Düşündüm sadece; biz merhametli, biz şefkatli insanlarız.
Evladımızın ayağına taş değse ağlarız.
Kurda kuşa yardım ederiz ya hani...
Ama neden bu kadar çok üşüyen var mahallemizde...anlayamadım...
Mutlu evlerde, neşe içinde oynaşan çocuklar, nimetler içerisinde yaşarlarken, arkadaşlarının montunun olmadığını fark edemiyor mu?
Arkadaşının barbili ayakkabısını günü gününe fark eden kızımız, gelip onun aynısını isteyip, bizi avm'ye zorla götürürken, ayakkabısı yırtık olan arkadaşını anlatmıyor mu?
Biliyorum zor işler bunlar.
Hele de büyük şehirdeyseniz çok zor.
Kalabalık, hengame.
Binlerce mazeret, on binlerce haklı sebep. Bunlar belediyenin görevi muhabbetleri...düşünmek bile acı.
Yok bunlarda da değilim de...
Şimdi...hani bir ihtimal...
küçük yada büyük...
ama bir ihtimal...
bize bunların hesabı sorulursa ne cevap vereceğiz...
Onu düşünüyorum...
»

26 Ekim 2014

Caddelerde Yağmur

33

Yürüyorum.
Aylardan sonra ilk defa yağmur var ve benim yanımda kimsecikler yok bugün.
Bir nevi firardayım.
Bu şehrin yağmurları azdır. Mutlulukları da öyle.
Ama bugün şiddetli yağıyor.
Beynimi kemiren düşüncelere ortak olurcasına daha da hızlanıyor.
Yanımda şemsiyem yok.
Caddenin kenarında, biraz ileride bir hırdavat dükkanı görüyorum.
Oradan bir şemsiye almalıyım.
»

16 Temmuz 2014

Halının hatırı...

22

Size anlatacağım hikâye eski aslında.
Ama hikâye olmayan kısmı yeni...

Ben küçükken her sene, yaz - kış demeden yılda en az iki kere, evimizin üç adet Isparta halısını itinayla yıkar, parlatır, sanki yeni almışçasına mutlu olur ve günler boyu üzerine sevinçle basardık...

Daha dört-beş yaşlarındayken halıya hortum tutmayı öğrenmiş, altı-yedi gibi yavaş yavaş elime fırçayı da almıştım.

Dokuz yaşıma geldiğimde, fırçadan çok hortumu tutmak istesem de...annemin elindeki oklava beni bundan şiddetle men etmişti...
»

14 Temmuz 2014

Ramazan Ramazan

5

Aylardır yazamıyorum.
Ne zaman yazmak istesem beni kahreden bir sebep hâsıl oluyor...
Kahrolurken güzel yazılır, bilirim...
Ama buraya değil...
.......
»

27 Mart 2014

Bahar Temizliği

14

Düzenlenmemiş bir ev gibi yüreğim.
Düzenlemeye nereden başlayacağımı bilemediğim...
Öyle ki; her şey karmakarışık...iç içe.
»

25 Mart 2014

Bak-ı-yorum

13

Bu sabah kafamı balkondan dışarı çıkarıp baktığımda, havanın oldukça ılındığını görüyorum.
Bahar hissediliyor...
Bu şehire yaz hep erken geliyor.
»

18 Mart 2014

Bir Hâtırâtın Sarsma Kuvveti

9

Bundan kısa bir süre önce 3 tane kitap sipariş ettim...
Beni neyin beklediğini bilmeden...
Bildiğini zannederken...aslında hiç bir şey bilmemek bu demek sanırım.
Okumaya başladığımda, daha kapağı açarken bile benim için her şey çok normaldi...
Sonuçta bir kitaptı bu...her zaman okuduğum gibi...bir kitaptı...
...
Durum hiç böyle olmadı sevgili okuyucu...hiç böyle olmadı...
»

15 Mart 2014

Beyin Fırtınası

16
Merhaba,
Bundan yaklaşık on yıl önce bir işim vardı.
"Deli gibi çalışan biri" tabirini bilirsiniz, tam üzerime biçilmiş kaftandı.
İşim; standart kalıplardan uzak, biraz sıra dışı, biraz garip, ama benim kafama yatkındı.
Ve 4-5 yıl böyle deliler gibi uğraştım durdum.
Gecem, gündüzüm, hafta sonum, hafta içim yoktu.
Varmak istediğim bir hedef vardı, oraya ulaşmak zordu...
Saat erken, saat geç, hiç takmazdım.
Sadece bir noktaya, yani başarmaya odaklanmıştım.
2 yılın sonuna doğru istediğim hedefe oldukça yaklaşmıştım.
»

14 Mart 2014

Ne Güzelsin İstanbul

5

Çok sevdiğim bir gurup insan, önemli bir görev için bugün İstanbul'a gittiler.
Ben gidemedim...çok hüzünlendim...
Teknolojik imkanlar sayesinde şimdi bana resimler gönderiyorlar.
Gelemesende 'gör' diyorlar sanırım...
Diyemem ki...bazen sadece görmek yetmiyor.
İçinde olmam lazım...
Sağ olsunlar...ama havasını içime çekmem lazım.
Ah be İstanbul...ne güzelsin.
Seninle yaşarken çoğu insan anlayamıyor senin güzelliğini.
Zannediyorlar ki; toprağına zorla yapılmış yollar sana ait...
Veya insanlar çirkin binalarını, kamburlarını tek tek dikerken üzerine...
Umursamadan bunun neye mâl olacağını...yapıyorlar yapacaklarını.
Ama açıkçası bütün bunlar, senin bendeki yerini zerre değiştirmiyor.
Bu düşüncesiz, bencil insanoğlu ne kadar acıtsa da canını, sen o kadar güzelsin ki...
Sevdiğim insanlar bile senin içinde...
Dirileriyle...ölüleriyle...
Ne güzelsin İstanbul...


»

12 Mart 2014

Şûle

7

Adı Şuleydi.
Lisede aynı sınıftaydık.
Başarılı bir arkadaştı.
Ama beni en çok ilgilendiren yönü; çok güzel yazmasıydı...el yazısından bahsetmiyorum...
Hakikaten güzel yazardı.
Bazen teneffüslerde yanına oturur, yazdıklarını okumak isterdim.
İlginç denilecek seviyede sırlı bir kızdı Şule... Yanına oturur oturmaz defterini kaldırır, sıranın altına koyar, "bakabilir miyim?" cümlelerini daha tamamlayamadan "Hayır" derdi...
»