11 Mart 2014

Bir Aşk Hikâyesi


Çok yakışıklı bir gençti.

Yaşadığı beldede o kadar dikkat çekiyordu ki bütün genç kızlar onu görmek için geçtiği yollarda bekler ve onunla konuşmaya can atarlardı.

Ailesi çok varlıklıydı. Oğullarına nazlı bir çiçek gibi davranır, onun hiç bir şekilde üzülmesini, incinmesini istemezlerdi...

Son derece kibar ve zarifti.

Çok güzel konuşurdu, dil hakimiyeti mükemmeldi.

Kadın olsun, erkek olsun, konuştuğu insanlar ondan çok etkilenir ve çok özel biri olduğunu düşünürlerdi.

Ama o mutlu değildi, sürekli kalbinde bir boşluk olduğunu düşünüyor ve bu boşluğu dolduracak sebebi arıyordu...

Birgün yine düşünceleriyle boğuşmakta iken, daha doğrusu mutluluğu aramakta iken, bir haber geldi kendisine.

Bir eve davet ediliyordu.


Tereddüt etmeden gitti; belki karışık olan kafasını biraz olsun toparlayabilirdi...

Gittiğinde baktı ki; hayatında daha önce görmediği güzellikte biri...baktığında anladı ki; kendisiyle beraber bu aynı havayı soluyan kişi, yıllar yılı aradığı kişiydi...kalbindeki boşluk hissi gitmiş, yerini heyecan ve tarif edilemez bir mutluluk kaplamıştı...

Veee... oracıkta aşık oldu bu güzeller güzeline...

Bu kadar kolay mıydı? Evet bu kadar kolay olacaktı...

Bunu ancak aşkı anlayanlar anlayacaktı...

Evine döndüğünde ayakları yerlere basmayan, basamayan bir çocuk gibiydi...

İlk işi, kendisini yere göğe koyamayan ve limitsiz güven duyan ailesine bu güzelden bahsetmek oldu...

Ama oda ne!

Ailesi böyle bir şeye inanmak şöyle dursun, ihtimal bile olmadığını, üstüne bir de bu aşka izin de vermediklerini söylediler.

Yakışıklı genç yıkıldı. Oysa hayatı boyunca en iyi yiyeceklerle kendisini besleyen annesinden ve en güzel giyeceklerle kendisini giydiren babasından neler neler beklemişti...

Şaşırdı, sendeledi...

Yıllar boyu aradığı güzeli bulmuştu, nasıl kaybederdi?

Ailesi vazgeçmesi için önce baskı yapan fikirlerini söylediler,

bu yetmedi ısrar ettiler, bu da yetmedi eve kilitlediler...

Bu da yetmedi aklı başına gelsin diye aç bıraktılar...daha neler neler yaptılar...

O ise düşündü durdu.

Sonra bir karar verdi...

Bu üzgün, kalbi kırık, aynı zamanda şehrinin en yakışıklısı olan genç, sevdiği için ailesini ikna edemeyeceğini anlayınca, evinden de, zenginliğinden de, yediklerinden içtiklerinden, giydiklerinden de vazgeçti...

 Zamanı gelince Sevdiğini de çağırabileceği, orada daha huzur içinde yaşayabilecekleri bir belde biliyordu. Oraya gidecekti.

Arkasına bile dönüp bakmadan oraya giderken, "O" nu sadece Allah'a emanet etti...

Ailesi ve ailesi gibi kötü olanlardan korunması için "O"na her daim dualar etti...

Gittiğinde orada öğretmen olarak göreve başladı...işi hem çok kolay hem çok zordu.

Kolaydı, çünkü burada insanlar ona çok candan davranıyorlar ve öğretilen hususlarda hiç bir zorluk çıkarmadan samimi bir şeklide dinliyor, soruyor, uyguluyorlardı.

Zordu, çünkü sevdiğinden ayrıydı... ve onun buraya gelmesinden evvel bir çok zorluğu o kolaylamalıydı...

Sevdiğinden arada bir haber alabiliyordu ve bu onun için dünyalara bedel oluyordu.

Bir yıl içerisinde hazırlıklarını tamamladı...

Ve sevgiliye gitme günü geldiğinde, artık yerinde duramayan, hasret ateşinden yanıp kavrulan gönlünü de yanına aldı...

Gittiği yer sevdiğinin yaşadığı yerdi, ama burada anne-babası da vardı...

Annesi oğlunu görünce, belki değişmiştir bir şeyler diye...önce konuşmak istedi, sonra değişmediğini anladı, ona hakaret ve eziyet etmek istedi. Ancak oğlunun aşkından olan eminliğini görünce bu isteğini yapmak artık anlamını büsbütün yitirecekti.

Bu aşkın önünde duramayacağını anlayıp öfkesine ve içindeki dibi görünmeyen bulanık düşüncelere yenildiğinde ise...

Oğlunu sadece reddedebildi... gücü tükendi...buradan öteye geçemedi...

Yakışıklı genç sevdiğine kavuşmuş, ayaküstü sohbetlerinde öğretmenlik yaptığı beldenin halkıyla ilgili ayrıntıları ona anlatırken zaman durmuştu...

Kendisi bile inanamıyordu...onun yanındaydı, ona bakıyor, onunla konuşuyordu...

Bu onun için hayatına bedel bir mutluluktu.

Ama bu şekilde geçen günler sıkıntıları da beraberinde taşıdı...

Artık bu belde de huzur kalmamış,

insanların bir kısmı hep kötülüğü gözler olmuştu.

Aşkı anlayamayanlar, buna inanamayanlar saklamadılar içlerindeki zehiri...bir bir kustular.

............

Yine olanlar oldu...

Ve yakışıklı genç tekrar güven dolu beldesine döndü.
Sevdiğine kendisini orada bekleyeceğini söylemişti...

Bir kaç gün sonra da Sevdiği geldi...

O da arkasında büyük hatıralar bırakarak, içi biraz kırık, biraz mahsun, yorgun ve biraz da üzgündü...

Ama bu belde de yaşanacak, dünya üzerinde yaşanmamış başka bir mutluluğun temellerini atmak için çok umutluydu...

..........................................

Bu anlattığımın devamı mı?
Tabii,
BURADA
Sürçü lîsan etti isem affola...

2 yorum:

  1. :) okurken neden bilmiyorum Mus'ab r.a. geldi aklıma..aslında böyle hikayeleri okumam..ama okudum ve ilginç bir tevafuk,aklıma Musab geldi işte:) sonra tıkladığımda da..şaşırdım..şaşırmadım ve dedim,"niyet,herşeydir..":) ve muhakkak müminin niyeti,amelinden hayırlıdır..

    Allah razı olsun.Allah niyetinizi kabul etsin..çok hoş oldu bu.

    YanıtlaSil
  2. Değerli Deniz Zehra,
    Ne güzel bir isim:)
    Hissedebilen bir kalbiniz var, ne güzel bir haslet★☆★
    Allah sizlerden razı olsun.
    Selam ve muhabbetle♥♡♥

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.