25 Kasım 2012

Girişim Rüyası 2


   
   Merhaba,
   Hayatta herşeyle karşılaşabileceğini bilen insan tedbirli davranır.
Davranışlarının sonunda yine de zarar görürse, herşeye rağmen üzüntüsü daha az olur. Elinden geleni yapmak bunu gerektirir.
   Eveet ben de daha önce size halk eğitim merkezinde neler yaptığımı anlatmıştım. Halk eğitimi bitirdim, sertifikamı aldım. Benim bulunduğum şehir sanayi şehri değil. O yüzden hazır giyimle ilgili bir işte çalışma şansınız çok az. Ancak perdeci, vs. gibi yerlerde sabahtan akşama kadar makina başında düz dikiş veya overlok çekerek, SSK' nız bile olmadan, asgari ücreti de alamadan, yuvarlak rakamlarla anlaşılan (300-500 gibi) bir bedel karşılığı çalışabilirsiniz.
 Zaten bu benim düşündüğüm bir şey değildi de yine de bilginiz olsun diye değinmek istedim. Bu işleri hiiç hor görmüyorum, ben kimim ki hor göreyim. Haddim değil asla. Ama piyasa dediğimiz çark öyle acımasız ki, bu tür işlerde insanlar gerçekten çok yoruldukları halde, hiç bir zaman hak ettikleri paralara çalışamazlar.
Beni biliyorsunuz:) Benbir girişimciyim...Günlerce melül mahzun düşündüm neler yapabilirim diye...Annem-babam o zamanlar başka bir ülkedeydiler. Ben küçük yaşımda sorumluluk üstlenmiş, bir benden büyük abim, bir 2 yaş küçüğüm birde 12 yaş küçüğüme bakıyordum. Mutlaka birşeyler yapmalıydım...ama ne...
   Hem evin sorumluluğu, hem bunu aksatmamanın hesabı, hemde bir baltaya sap olma azmimle bir sabah kalkıp bir singer bayisinin yolunu tuttum. Evet evde dikiş dikecektim. Kararımı bu yönde vermiştim.
Çünkü başka bir yerde çalışmak istemiyordum. Bir an önce kendim çalışıp, kendim kazanmak istiyordum. Yani kendi işinin patronu olmak...
  Aldığım makina normal bir dikiş makinasıydı. Daha iyi birşey almak istiyordum, overlok makinası almak istiyordum, aslında marka olarak praff almak istiyordum ama nerdeee? Para yok. Bunu bile 12 taksit yaptırmak için canım çıkmıştı. Makinamı aldım. Getirdiler akşama doğru. O gece hiiç uyuyamadım. Neler dikeceğimi, bunu nasıl duyuracağımı düşünürken sabahı ettim.
  İlk iş kendime birşeyler dikmekti. Daha önce de dikmiştim ama bu sefer öyle birşey çıkarmalıydım ki, herkes "bunu nereden aldın" diye sorsun. Ben de "ben diktim" diyebileyim. Önce kumaş almam gerekiyordu. Kurstaki özel çabalarımla kumaşları iyi öğrenmiştim. Böyle bir eğitim almadık yani...Ama kendime birşey dikmek konusunda o kadar gerildimki bir türlü karar veremiyordum. Sonuçta bu benim ilk reklamım olacaktı. Bir arkadaşım 3 gün sonra evleniyordu ve bu kıyafet o düğüne yetişmeliydi.
   O yıllarda (90'ların sonu) herkes bu günkü kadar rahat kıyafet yenileyemiyordu. Yani o zamanlar yaşamak ve korunmak için giyindiğimiz yıllardı. Şimdiki gibi giyinmek için yaşadığımızı en azından ben, kendi çevrem dahilinde hatırlamıyorum.
Aldığımız birşeyi eskitinceye kadar giyerdik. Onun için hiç merak etmeyin, giydiğim farkedilecekti. Çünkü yaklaşık bir senedir üniforma misali giydiğim tek bir dış kıyafetim vardı. Şanslıydım, ama 3 günüm vardı.
   Çarşamba, perşembe, cuma...
Cumartesi öğlen düğün.
  Normal şart ve zamanlarda gayet sıradan geçmesi muhtemel bu üç gün benim için bir koşuşturmaya dönüştü. Zahide evleniyordu, koşuşturuyordu da benim neyim vardı...da bu kadar gerilmiştim.
  İstediğim, düşündüğüm kumaşı bir türlü bulamıyordum. Birinci gün böyle bir sükûtu hayalle geçti. Koca memlekette kumaş mı yoktu? Vardı, vardı elbet ama benim kumaş almak için baktığım yerler kumaş pazarlarıydı. Yani uygun, herkesin alabileceği türden kumaşlar.
 Birde bu şehrin zengin hanımefendilerinin kumaş aldığı cinsten mağazalar vardı ki , önünden geçmek bile haddim değildi:) Perşembe öğlen oldu. Ben sokaklarda düşünüp duruyorum. Ne yapayım? Bir yerde kıytırık bir kaç metre kumaş gözüme kestirdim ama onlar son çaremdi. Makinayı almıştım, ilk taksiti vermeme 26 gün kalmıştı. Ben ödeyecektim...Korka korka zengin kumaşçılardan birinin yolunu tuttum. Cebimde 77 lira. Annemler göndermiş harcansın diye. Bu parayla alınacaklar; evin erzağı vs. Yani heba edemem. Benim oradan gözüme kestirdiğim en çok 35-40 lira. Oda kardeşleri önümüzdeki ay zengin olacağız vaadleri ile makarnaya talim ettirip, küçüğün harçlığını kesersem anca denkleşecek.
   Gittim tam önünde durdum. Allah'tan duruşumda bir asalet var, yoksa mendil falan açamazsınız diyecekler diye ödüm kopuyor:)
  Neyse vitrini seyretme numarası bir müddet sürdü...Ama oda ne, kimse başını uzatıpda "buyrun hanfendi, neye bakmıştınız" demiyor. Önce kendimi rahat hissetmeme sebep olan bu durum, vitrinde bakılacak kumaş kalmayınca fazla uzun sürmedi. Durum "Ben zengin olunca sizin canınıza okuyacağım, demek beni ciddiye almadınız haaa" lara dönüşürken kendimi içeride bulduuuum.
  Allahım Allahım...Bunlarda ne. Hint kumaşları mı? Derken büyülenmiş bir halde mağazada gezinirken, yanımda yılların satıcısı olduğu belli, hafif nazik, hafif sert bir bayan(bu ikisi nasıl bir arada oluyor derseniz onu ayrı bir zaman anlatırım:) bana ne dikeceğimi, ne için kumaş alacağımı sordu.
Normal bir mağazada olsam, bu kadar ilgiden, kol kola olmaktan hiç hoşlanmaz, oralı da olmaz "bakıyorum öyle" derdim. Ama burada ne mümkün.
  "Arkadaşımın düğünü için kıyafet dikeceğim" dedim. Peh peh, o kadar alışmışki bayan hiç tepki vermedi. Ben kiiim sırf arkadaşımın düğünü için kıyafet diktirmek kiim. "Yılda bir kıyafet her yere" slogan olmuş, giyinip çıkıyoruz işte. Herneyse kadın harbi satıcıymış ama. Bana bir kumaşlar gösterdi, bir kumaşlar gösterdi ben zaten "hıh" dedim. Biliyorsunuz aradığını bulmanın sesidir bu. O aylar oldukça sıcak aylar. O yüzden hanımefendi bana incecik kumaşları öneriyor. Yok onu değil şunu diyorum. O kalın olur falan diyor. Aslında kalın değil mevsimlik kumaş. Ama bir türlü anlatamıyorum. Oda beni ikna etmeye çalışıyor. Herneyse sonunda ben galip geldim. O kadını ikna ettim ya...helal olsun bana.
  Yılda bir dikeceğim, ömrümde daha ilk defa girmişim şu kumaş dükkanına, ala ala yazlık kumaş... Ben sonra da giyinmek istiyorum dedim ve gayet konuyu kapatmışçasına istediğim kumaşlara bakmaya başladım...
  Satıcı hanımefendi "eh pekala" dedi zorla gülümsemeye çalışarak...Nedenini anlamadığına kalıbımı basarım. Nasıl anlayabilirdiki, muhatap olduğu insanlar her fırsat için elbise diktiren, kumaş alan müşterilerdi. Benim gibi gözünü karartmış, bu dükkandan içeri adımını atabilmek için saatlerce düşünmüş, fasfakir bir genç kızın neler düşüneceğini anlayamadığı her halinden belliydi...
  Satış yapmak bir sanattır...
O kadar özen isterki...ben dünyada çok az kişinin gerçek bir satış  uzmanı olabileceğine inanıyorum.
.....................................
 Zengin kumaşçıdan nasıl çıktığımı bir dahaki yazımda anlatacağım inşallah.
Hoşçakalın.


2 yorum:

  1. Süper bir yayın olmuş...Blog takip edenler bence sizden mahrum kalmamalı.. :)

    YanıtlaSil
  2. Çok büyük bir iltifat bu, altından kalkamadım...
    çok naziksiniz.
    Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.