26 Kasım 2012

Girişimci Ruhum 5


    Merhaba,
Hayat devam ediyor. Geçmişten sayfalar karıştırırken, nerelerden geçtiğinizi, nelere takıldığınızı, hangi hendeklerden atlayıp, hangilerinin dibini boyladığınızı bir kez daha hatırlıyor, kimi zaman gülümsüyor, bazende içinizin sıkıntıyla dolmasına engel olamıyorsunuz.
   Yaşanacak olan bir şey varsa, yaşanıyor, bu bir gerçek... Biz bu gerçeği bazen çok geç kabul ediyoruz, bu da başka bir gerçek...
Benim hikayemde de böyle geç kabul edilmiş gerçekler var. Devamını lutfedip dinlerseniz anlayacaksınız...
......................................................
  Eveeet, kıyafetimi dikmiştim en son. Hatırladınız mı?
Cumartesi günü öğleye yaklaşırken saat, içimde tarifsiz bir heyecan var. Biz insanlar ne acayip canlılarız ki, içimizde fırtınalar koparan birşey oldumu yerimizde duramayız. Elimiz terler, yüzümüz kızarır, bakışlarımız değişir, nabzımız delirir...işte o hallerdeyim.
  Gözümde büyüttüğüm girişimci hayalimle beraberim. Kaç gündür onunla yattım, onunla kalktım. Giyindim kıyafetimi. Uygun renk ve desenlerde ayakkabı, çanta falan da almadım. Önce de bahsetmiştimya, öyle "uyum hastalığına" tutulmamıştık o zamanlar...Neyse konumuza dönelim.
  Kıyafeti giyinmemle beraber bir sıkıntı kapladı beni. Alışmamışım bu kadar lükse, bir acayip oldum. Ben şimdi bu kıyafetle otobüse binecek, düğün salonuna gidecek ve herkesin içinde arz-ı endam edecek, sonra da sipariş toplayacaktım. Düşündüm, düşündüm...kıyafet kesinlikle absürt değildi, kumaş öyle dikkat çeken cinsten fosforlu yeşil falan da değildi. Ama tabiki farklıydı, benim çevrem için dikkat çekici özellikteydi.
  Bunun iki sebebi vardı; o zamanlar bizim için sade giyinmek ve göze batmamak dikkat edilen bir husustu ve gerçekten içimizde çok zenginimiz yoktu.
Diğer sebepte model olarak seçtiğim model toplamaydı ve farklıydı. Kollarını özel bir dikişle dirseğe kadar düz dikmiş, fazladan verdiğim kumaşla kolda bir pili-kaşe yapmıştım. Yani kol dirsekten sonra açılıyordu. Öne diktiğim düğmelerden bu pilelerin üstüne de dikmiş ve çok farklı bir görüntü yakalamıştım.
  Eveeet ne yapmalıydım. Dikkat çekmek asıl amacımdı. Ama şu anda beni acayip rahatsız ediyordu.
Ne zordu karar vermek. Bugün giymezsem hiç giyemem dedim ve evden çıktım. Bulunduğum şehirde, taksim-unkapanı arası kadar bir yolu yürüyerek gittim. Otobüse falan binemedim. Hem hava alırım, hemde otobüsdeki bakışlardansa yollardan hızlı geçip kimseye takılmamak daha iyidir diye düşünerek salonun önüne geldim.
  Orada arkadaşlarımdan bazılarını gördüm. Vaaav seslerini duyunca bir daha kızardım. Beklediğim tepki buydu ama yine de konuyu değiştirmek istiyordum. Çünkü herkes kendince "karınca-kararınca" cinsinden giyinmişti.
Ben onların yanında çok ama çok abartılı kalmıştım. Ahhh ezik yanım. Arkadaşlarımın halinden dolayı, çok şıksınız diyenlere "estağfirullah" demekten bir türlü konuyu açamadım...Allah'ın bir kulu da "nereden aldın?" diye sormadı. Neden sormadılar, neden sormadılar derken zaten düğün bitti. Düğünün en zarif, en şık, en üzgün,en yorgun ve en kırmızı yanaklı kızıydım... Ama ne yazıkki bütün emeğimi, planımı üzerine kurduğum soru bir türlü sorulmamıştı; "üstündekini nereden aldın?"
  Cevabı çok basitti. "Ben diktim." Sormadılar, sormadılar...

  Eveeet. Tecrübe nedir?
Evdeki hesap çarşıya uymaz atasözümüzü test etmek ve onaylamaktır...
..........................................
Hatam neredeydi?
-Daha ilk atılımımda ayağımı yorganımın çoook dışına çıkarmıştım. En büyük hatam buydu.
-Kendime ters düşen bir davranışı sergilemek zorunda kalmış ve oldukça gergin olduğum için rahat davranamamıştım. Oysa rahat davranabileceğim bir ortam oluşturmalıydım. Elbise dikmek yerine o gün oraya gidip,
" arkadaşlar ben bir dikiş makinası aldım evde dikiş dikeceğim " deseydim emin olun çok doğru bir şey yapmış olurdum.
-Dikiş dikerken kullanmam gereken bir sürü malzeme lazımdı ve benim doğru düzgün bir makasım bile yoktu. Halk eğitimdeki hocam; "iyi makas terzinin yarısıdır, iyi ütü de diğer yarısıdır" derdi...Ben ikisine de sahip değildim. Makas diyip geçmeyin...inanın çok doğru.
  Ben elbiseye harcadığım paranın yarısıyla malzeme stoğu yapmalıydım. Renkli iplikler, tela, vatka, fermuar vs. almalıydım.
-Tek planım vardı. Düşündüğüm şeylerin gerçekleşeceğine inandım. İnsanların tepkilerini bile kafamda kurguladım. Halbuki hayatta işler çoğu zaman böyle yürümez.
B planım, C planım mutlaka olmalıydı...
- Bu rüyaya sonra yine devam ederiz inşallah.
Ama belirtmeden geçmeyeyim; elbisem hiç işe yaramadı değil...
Eşimle daha ilk tanışmaya giderken onu giymiştim. Eeee, güzel dikmişim canım. Adamcağız o gün, "ne kadar farklı bir tarzınız var" dedi durdu:)
Bu neyin tarzı, ben şimdi size anlatırdım beyefendi ama, şimdi konumuz o değil:) diyemedim tabii...
Yine "estağfirullah" dediiiim, durduum. Huylu huyundan vazgeçer mi?
 Ahhh, o kumaşçıya hiiç girmeyecektim.
 Hoşçakalın...


2 yorum:

  1. Selam
    Bence gözü kara olmak aslında güzel bir özellik girişim içinde olması gereken ilk şart. İnşaallah bir gün hayırlısı ile Rabbim yol açar kardeşim...
    Elbise hikayesine bayıldım:) bence nereden aldığını sormayan arkadaşlar utansın sanırım biraz hasetlik olmuş:)
    Kal sağlıcakla
    www.papatyasef.com

    YanıtlaSil
  2. Değerli papatyaşefim şeref verdiniz sayfama. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Çok teşekkür ederim. Duanız benim için o kadar önemliki...Sağolun.
    Allah herşeyinizi, her işinizi kolay eylesin. İnşallah gelip sizi orada bulacağım. Hoşçakalın...

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.