07 Şubat 2013

büyük çocuklar, küçük çocuklar...


  
 Yıllar önceydi, hani bahsetmiştim ya Betül’den, o zamanlardaydım henüz…
11 yaşındaydım, küçüktüm, ama şimdinin çocuklarına göre çoook büyüktüm.
  İstanbul’da bir kenar mahallede oturuyorduk. Evimiz kocaman bir bahçenin içindeydi, o kadar büyüktü ki bahçe, kapısından girdiğim andan itibaren 4-5 dakikada eve varabiliyordum.
 Yok yok çiftlik evi falan değildi, ama bahçesi büyüktü işte… Bahçeyle boydan boya kesişen duvar mahallenin en zengin kişisinin evinin duvarıydı. Diğer duvar ise sanayi duvarı. Sıkışmış kalmıştık arada… Bir tarafta adını çokça duyduğumuz, güya mesafe olarak yakın olduğumuz, hatta dip dibe olduğumuz, ama asla adım dahi atamadığımız, ağzımıza alamadığımız bir zenginlik, bir tarafta da pis mi pis hurda dükkanlarının olduğu hurdacılar sitesinin duvarı  vardı… evet sıkışmış kalmıştık.

 Sabahları okula gitmek için kalkmak en büyük mutluluktu, ama evden çıkarken öyle bir korku kaplardı ki yüreğimi… Kardeşlerimin elini sıkı sıkı tutardım.  Bahçe duvarı boyunca yürürken; zengin evinin bağlı olmayan kurt köpeği ‘toni’ her sabah en enerjik haliyle bizi bahçeden uğurlardı… Her sabah o köpeğin havlamasıyla ve onun korkusuyla o bahçeden çıkar, çıkınca kalp atışlarımızın normale dönmesi okula kadar sürer, okulda ise bu defa başka şeylerle kalbimiz atmaya başlardı. Toni o kadar korkunç bir köpekti ki, duvarların en aşağı, 1.5 metre yüksek ve demir dikenli tel ile çıkıntılı olmasına rağmen bize hep orayı aşacakmış gibi gelirdi.

 Babama konuyu kaç defa açtık hatırlamıyorum, ama fazla olacağını da sanmıyorum… Biz gerçekten duyarlı çocuklardık, kaştan gözden anlardık…
Annem dur dedi mi dururduk, bi daha sormaz, ikilemez, hele hiç üçlemezdik.

Bir kaç kere gidip; ‘köpeğinizi bağlar mısınız, çocuklar çok korkuyor’ diye uyardığı zenginlerden ters cevap alınca, haliyle mahallenin imamı olarak kalbi oldukça kırılmıştı babamın… Annem söylemişti bunu, kendinden hiç duymadık.
‘Bir daha söylemem’ dedi, ‘korkmayın. Ne var korkacak’… Tamam dedik, üzer miyiz babamızı, her sabah okula gitmeye devam ettik, korkmadık baba, korkmak ne kelime, korkudan öldük, ama sana bir şey belli etmedik… Birbirimizin elini daha sıkı tuttuk…öyle gittik.          
  O zenginlere küçük yüreğimle nasıl kızmışsam o zaman, köpekten çok onların hareketleri yaralamış beni, şimdi anlıyorum. Şimdi anlıyorum zengin olanların etrafına ördükleri duvarların ne kadar yüksek olduğunu ve meselenin sadece toni olmadığını...
O demir tellerden aşamasa da toni, benim hayatımda 23 yıldır dehşet saçan bir köpek olarak, hafızamda haddini çoktan aşmış durumda...  

 Ama aradan yıllar geçse de  maalesef bir köpek görünce 10 metre ileri kaçıyor ve her köpekte aynı tepkiyi veriyorum. Bu bir fino bile olsa… Çocuklarıma hayvan sevgisini aşılamaya çalışmadım, sadece korkutmadım…Çünkü biliyorum, korku en büyük düşman, bir kere gözünüze girdi mi, bir daha çıkarana aşk olsun. 


 Bir köpek üzerime yürüdü dün akşam, havladı sadece, ama ben toniyi yâd ettim yine. Kalbim deli gibi attı, ellerim terledi, yüzüm kızardı…tansiyonum kesin fırladı. Çocuklarımın yanında oldu mu bir de ne yapacağımı şaşırıyorum, korksam direk kötü örnek, korkmasam kendime hakim olmak; refleks dediğiniz şeyin anlığından ibaret...dişlerimi sıkarak bildiğim duaları okuyarak atlattım bu akşamı da...             Birinin yaptığı gereksiz, hem de aptalca ve bencilce yaptığı bir şey yüzünden, başka insanların hayatları nasıl şekillenir konulu bir makale olabilir bu! 

Ne kadar istesem de bu korkuyu atamıyorum üstümden, o kadar çok şeyle bağlantı kuruyor ki o anda beynim, hafızam ve geçmişim önüme geliveriyor…Babam, okulum, abim, okul yolu, kardeşim…toni…

 Zenginlik değil kızdığım; düşüncesizlik, saygısızlık…bu tam iki sene sürdü desem. Bir de sadece okul değil ki, bunun bir de bakkalı var, eh artık onu da siz düşünün…yazık abim daha çok giderdi bakkala, ama ben gelişlerini de bilirim…Her çocuk bakkala giderken mutlu olurdu belki; biz iki kere mutsuz olurduk, hem toni var, hem de para yok…

 Ah be! Allah’ım dünyada yaşayan tüm insanlara insaf ver…Ben bir köpek olayını bu kadar yad ediyor ve hatırlıyorsam, bu denli canlıysa hafızamda, her duyduğum ses beni en az 20 yıl önceye götürüyorsa, ya ‘savaş çocukları’…onlar ne yapacaklar…
Hayatlarını nasıl devam ettirecek, neleri hatırlayarak yaşayacaklar.
Çocuklarımızın ne büyük nimetler içinde olduğunun farkında mıyız bilemiyorum,    ama benim farkında olduğum bir şey daha var ki…bizim çocuklarımız küçük…hep küçük…çevremde büyük çocuk yetiştiren kimse yok, şimdi bu yazıyı okuyanlar arasında vardır belki…bilemem.
Ey anneler, büyük çocuklar yetiştirmek istiyorum ben…olgun, anlayışlı, şikayeti bir meziyet bilmeyen, çözüm üretebilen, tamam benim kadar aciz olmasın, derdini anlatsın ama, olmayınca da, olmamayı kabullenebilen…büyük çocuklar.
Sadece acı mı, fakirlik mi, yokluk mu büyük çocuk yetiştirmek için uygun zeminler…

 Ben yeterince acı çektim, yokluk gördüm, onlar görmesin isterken yüreğim…acıyı onlara tattırmak, yokluğu göstermek mi gerekiyor illaha! Acı çektirmek derken yanlış anlamayın beni…Tarifi zor bu meselenin…

 Çocuklarımız büyük nimetlerin içerisinde, en kötü haldeki kardeşim bile en çok fakirlik çekiyor. Diğer tarafta ise ; Savaş ayrı dert, hastalıklar ayrı…öksüzlük ayrı, yetimlik ayrı…ırkçılık ayrı, sömürülmek ayrı, haksızlıkların en büyüğüne uğramak ayrı…
Bizlerin bu imkânların farkında olmamız, her daim şükretmemiz lazım. Bir de iyi çocuklar yetiştirmemiz lazım… şımarık olmayan, terbiyesiz olmayan, kendi durumu içerisinde var gücüyle zamanının kıymetini bilmeye çalışan, beğenmeyen değil, beğenmeye uğraşan…
Her haline şükreden, farkındalığı olan, kendisinden zor durumda olanı fark ederek düzeltmek için kafa yoran, terbiyeli, iyiliksever, büyüdüğünde bizlerin yüz akı olacak çocuklar…

Şimdi var mı içinizde buna itiraz eden; inşallah yoktur. Demem o ki, faydalı insanlar gökten zembille inmeyecekler…, o çocukları biz yetiştireceğiz.

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir anne ve baba çocuğuna güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır.”
Buhari,et-Tarihü’l-Kebir,I,422;Tirmizi,Birr,Bab:33,Hadis No:1952;Ahmed,Müsned,III,412;Hakim, Müstedrek,IV,70
………………..
Ve bizler için de bir uyarı işareti; evlatlarımızla uğraşacağız derken…  

“ Ey îmân edenler! Mallarınız ve evlâdlarınız, sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın! Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir!”   
 -münafikun suresi-9-
 ...............................
* yazmaya devam...
büyük sözü çiğnemem...çiğnediğim gururum olsun...
ben sevdiklerim için canımı veririm......değil yazı yazmamak...
selam ve dualarımla...

18 yorum:

  1. çoçuk egitiminde çok sevdiğim ayetler!!

    16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

    17. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.

    18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

    19. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.

    20. Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim sevgili Rümeysa, Allahım her şey için razı olsun senden...
      En derin Sevgilerimle♡♥♡

      Sil
  2. Yazını okumadım sanma
    Son kısmı hele, görmedim sanma
    Sevdiklerin senin yüreğine hasta
    Sayende şair oldum
    Bu bloğun sahibesi artık bunu anlasa ;)
    :*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Gizemim,
      Seni çok seviyorum, inan buna.
      Şiir falan yazma bana,
      Blogun sahibesi anlar anlamasına, ama;
      Naz makamıdır belki bu makam, sen de anlasana...
      Muhabbetle can♥

      Sil
  3. "büyük sözü çiğnemem...çiğnediğim gururum olsun...
    ben sevdiklerim için canımı veririm......değil yazı yazmamak...
    selam ve dualarımla..."
    Yukardakileri senin yazından aldım. Kopyalayıp yapıştırdım. Büyük deyince, her yaşı büyük insanın sözünden bahsetmediğini zannediyorum. Çünkü her yaş alan, hayattan ders de almış olmuyor ki sana da ders verebilsin. Nice büyük insan biliyorum ki, onunla sohbet bir eziyet oluyor. Ama saygımdan asla vazgeçmiyorum. Onu dinliyor gibi görünüp özgüvenini, işe yarıyor duygusunu pekiştirmeye çalışıyorum. Ama mümkünse bir arada olmayı tercih etmiyorum. İşte bu insana büyük diye neden onurumu çiğneyeyim ki? Ama yaş mevzubahis değil, pek çok insandan da feyz alıyorum. Onuru bu meselelere karıştırmamak iyi olur düşüncesindeyim, o daha ulvi bir şeydir. Onuru çiğnenen insan için büyük dediğimiz adamların sözünün bile bir önemi yoktur kanımca.
    Gelelim fukara edebiyatına. Kusura bakma öyle demek zorunda hissettim kendimi. Benim çocukluğumda da fakirlik vardı. Hiç bir zaman annem kendisini güvende hissetmedi. Biz de vaktinden önce büyüdük. Ama fakir olduğumuz ve hayatın acı gerçekleriyle erken tanıştığımız için olmadı bu büyüme. Çevremizde pek çok aile de fakirdi, çünkü Türkiye, belki anne babamızın çocukluğundan daha iyi durumdaydı ama hala daha çok fakir bir ülkeydi. İşte o fakir aile çocuklarından bir kısmı bizden daha geç büyüdü. Bir kısmı da büyüyemedi. Hatta birlikte çocukluğumuzu geçirdiğimiz bir kaç fakir tanıdığım hala daha büyüyemediler, o kadar yani. Sonra ortaokul-lise-üniverste yıllarım geldi. Ortaokulda en fakirlerden biri bendim. O zamanlar babası varlıklı esnaf olan arkadaşımdan pek çoğunu hatırlıyorum da, hepsi de yeterince sorumluluk sahibiydiler, büyümüşlerdi ve şimdi de hayatlarını iyi yerlere getirmiş vaziyetteler. Lisede babası varlıklı olup, gıpta ile baktığımız bir kaç arkadaşımız da kendi kendini bitirdi daha sonraları. Bazı varlıklı aile çocukları olan arkadaşlarımız ise hem büyük adam olma yolundalar, hem de azmindeler. Ben inanıyorum ki, maddi imkanlar insanlara itici güç de olabiliyor, geri de çekebiliyor. Biraz ailenin yetiştirmesi, biraz fıtrat.

    YanıtlaSil
  4. Adam zengin, elbette evini köpekle koruyacak. Bir hırsız girecek olsa senin benim evime mi girer, zenginin evine mi? Eskiden alarm sistemleri olsaydı onunla korurdu evini, yoktu, köpekle korudu. Köpek korkunu aşman lazım. Aşamıyorsan bunu yan bahçedeki zenginliğe bağlayamazsın. Benim de böcek korkum var. Üstelik bağlayabileceğim, evinde tahtakurusu veya hamam böceği besleyen zengin komşum da yoktu:) Koku benim korkum.
    Ama şu var. Kimse maddi imkanları yüzünden övülmemeli, övünmemeli ya da yoksa dövünmemeli. Mesela Sabancıların köşkleri bana batmaz, akşam yemeği için lüks otellerde olmaları da batmaz. Çünkü onların bir akşam yemeği yemesi, sadece o rezervasyon için 25-30 kişinin ailesine yemek götürmesini sağlayacaktır. Vesile yani.
    Hassas bir dönemde olduğunu düşünüyor ve ümit ediyorum. Yoksa bu hayat böyle devam etmez, bir hastanenin psikiatri kliniğinde buluverirsin kendini. Ha bu kötü bir şey mi? Her zaman değil, insanların üstesinden gelemediği bir durumda yardım aldığı gibi böyle bir durumda da alınabilir, o ayrı mesele. Ama içinde insan olan hiç bir mevzunun net siyahı ya da beyazı yoktur. Genelde grinin envai çeşit tonu arasında yaşar gideriz. Tek çözüm şudur ki, her şeyin geçici olabileceğini kabul etmektir. Bugün işler ters gider, yarın düzelir. Bugün işler tersken durumumuzu zengine "onun yüzündendir" gözüyle yüklersek; işlerimiz düzeldiğinde "bu benim başarımdır, o fakirse de onun başarısızlığıdır" demez miyiz? Çok emin olma, hepimiz insanız ve deriz. En azından yukarıdaki mantıkla bunu yapma hakkımız vardır, hem de sonuna kadar:)
    Şimdiii, çok söz söyledim, kafanı şişirmiş olabilirim ki niyetim bu değildir. Sadece sıkıştığın köşeden hayata bir de başka açıdan bakabilmeni istedim. Benim çok zengin ve çok fakir pek çok dostum, arkadaşım var. İnan ki hepsiyle de sadece dost olabildiğim, birbirimize birşeyler verebildiğimiz, paylaşabildiğimiz için bir aradayız, samimi duygularla. Kimse kimsenin banka hesabıyla uğraşmıyor. Dilerim bu tarz dostlukların olur ve düze çıkarsın. Samimi duygularımla, sevgilerimle, hoşçakal..

    YanıtlaSil
  5. Bak çok uzun oldu diye yorumumu da bölmek zorunda kaldım:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli Nurten hanım, uzun yorumlarınızdan dolayı teşekkür ederim. Zahmet etmişsiniz, vermek istediğiniz tüm mesajları aldım sanıyorum...inşallah belirttiğiniz gibi bir gün düze çıkarım...
      yorumunuzu bölmeyin bir daha, uzun olsun, ben öylede yayınlarım...siz yazdıktan sonra, ne demek, estağfirullah...

      Sil
    2. Canım, isteyerek bölmedim. Teknik bir konu, yorum çok uzunsa, belli bir harf sayısı aşılınca bölünmek zorunda kalınıyor. Nereden mi biliyorum, e başıma bir kaç kere geldi. Değer verdiğim yazılara, samimi bulduğum insanlara yorumu uzun tuttuğum zaman otomatik olarak sistem yayınlamayı reddetti:)

      Sil
  6. Ablan seni bana kardes kilana kurban
    sevinclere mutluluklara gark olasin

    kötülere ihtiyacimiz var yavrum .onlar olmasa mükafatlarizi derslerimizi nasil alir kendimizi nasil iyi yönlendirebiliriz?

    o korkuyu bilirim yavrum benimde farkli korkularim vardir .kizkardesim cocuklugumuzda oynadigimiz bir oyunun kurbani. simdi bir emara bile giremiyor .onu banyoda birakip isigi kapatmistim,cocukluk iste nerden bilecegiz
    simdi dar alan giremiyor asansöre binemiyor kisacasi korkusuyla yasiyor
    bilsek her hareket her söz bir tohumdur
    yaparmiyiz ??
    seviyorum seni

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Melek ablacığım,
      Ben de seni çok seviyorum. Anlaşılmak ne güzel ablacığım...
      Sevinçler ve mutluluklar ortak olsun inşallah♥♡♥

      Sil
  7. Yazmaya bence de devam.çocuklukta yaşanan olumsuz olaylar maalesef insanın ilerki hayatını olumsuz etkiliyor.önemli olan güçlü bir şekilde üstesinden gelmeye çalışmak.ama sen bence bunun farkına varmışsın.uğraşıyorsun çabalıyorsun.a nnemi tarlada köpek ayağından ısırdıgında yeni evliymis.ama o korku onda öyle kalmış.simdi asla kopeklere yaklasamıyor.annem 65 yaşında.psikiyatri kliniğine düşmeden hayatını şimdiye kadar idame ettirdi allaha sükür.hepimiz bir tornadan çıkmış
    gibi olamayız.herkesin korkuları üzüntüleri sevinçleri heyecanları kendine özeldir.zaten bu farklılıklar insanı o iinsan yapar.birde canım çocuklar şimdi çok fena, çok acımasız.özellikle birbirine karşı.rabbim hayırlı evlatlar yetiştirmeyi bize nasip etsin.seni özlemişim. Allaha emanet ol.sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok Sevgili, pek kıymetli, müsaade edersen "dostum" Fatmam,
      Evet çok haklısın,herkesin ayrı birer 'can' olduğunu ne güzel özetlemişsin. Ben ne demek istedim, sen anlamışsın canım,
      Ne diyelim, kimse kimseye bir konuyu gördüğü, anladığı gibi anlatamıyor.işte burada frekans uyumu ve ayarı devreye giriyor.
      Fatmacığım ben seninle aynı frekanstayım, bunu bilmeni isterim♥♡♥
      Selam ve muhabbetle,ben de seni özledim inan!

      Sil
  8. Sevdem sen her zaman yaz,aman bırakma nolur.Ben bu kadar uzun yazıları nadir bir çırpıda ve sıkılmadan okuyabilirim.Sadece yazarak bu kadar insanın gönlüne girmen ne hoş!Nolur yolun Ankara'ya düşsün de bir sohbet-i canan çayı içelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili, canım Rabiacığım,
      Ne kadar güzel şeyler söylemişsin canım benim, estağfirullah.
      Ahhh sen ve sevdiklerimde benim gönlümde inan öyle yer ettiniz ki...bilemiyorum bu harita nasıl bir araya gelecek¿ hadi şehirler arasını hallettim diyelim;
      3'de ülkeler arası var...ama en yakından başlamalı değil mi?evet:)))sevgilerimle, o çayı ellerinden içmek için dua edeceğim♥♡♥

      Sil
  9. Yanıtlar
    1. Kardeşim ben böyle sözlerden anlayamıyorum, anlayışım kıttır biraz, eyi bir şey mi demek istedin, kötü bir şey mi:)))?
      Ona göre noktalama yapacağım bende haaa...

      Sil
  10. yorumlara bakıyorum da, öyle net anlatmışsınız ki yazınızda duygularınızı,bunu nasıl kişilik meselesine çevirebiliyorlar hayret doğrusu. Yüreğinizden geçenleri çok iyi anlıyorum ben, çocukluk korkuları insanın tüm hayatını etkileyebiliyor. Yazdıklarınız öyle içten,öyle duygulu, öyle güzel ki hiç bıkmadan saatlerce okuyabilirim. Siz hep yazın olurmu, en başta kendiniz için... Seygiyle....

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.