05 Aralık 2012

Fakir Edebiyatı



 
 
   Seviyorum ben fakir edebiyatı yapmayı. Çünkü çocukluğum fakirlikle geçti.
Belki bu yüzden fakir bir çocuğun yüzüne bakınca kendimi görüyorum. Fakirlik neki?
Bilmeyenler için söyleyeyim. Fakir olmak ekmeğe muhtaç olmak değil belki, ama boğazında bir şeyler kalır ya yutkunamazsın, işte onu sık sık yaşamak...
Fakirdik işte...mutlumuyduk...bilemiyorum. O yıllarda insanlar şimdi olduğu kadar bunu sorgulamıyordu sanırım. Yaşıyorduk işte.
Benim çocukluk anılarım fakirlikle dolu.
Ya ben çok içli bir çocuktum, ya da hakikaten söyledikleri gibi mahrumiyetler unutulmuyor.

Nereden çıktı bu şimdi sabah sabah...ne bileyim işte duyguluyum bu gün.
Çocukluğum geldi gözümün önüne, annem geldi. Babam geldi.
Babam öğrenciydi İstanbul'a taşındığımızda. 5 yaşındaydım.
24 saat süren bir otobüs macerasının ardından otogara inişimizi hatırlıyorum. İlk defa otobüse binmiş, ilk oluşuna rağmen bu kadar uzun sürünce hiç inemeyeceğiz zannetmiştim. 2 koltuk 3 çocuk 2 büyük 5 kişi 24 saat kucak kucağa geldik İstanbul'a...
Evimiz yoktu, bavulla gelmiştik derler ya ben onu biliyorum işte...Babam okuluna çok yakın bir yerde bir oda tuttu. Ama oda dediysem şöyle düşünün; yerin altında bir oda, pencere denilen yerden bakınca insanların sadece ayakkabısını görüyorsunuz. O kadar yani. Bir kaç parça eşya ikinci el. Yatak döşek falan. Birkaç ta kap-çanak. Yaşamaya başladık orada.
Babam erkenden giderdi. Ben dışarı çıkardım orada oyalanırdım. Abim okula başlamıştı, küçüğüm 3 yaşındaydı. Annem ah canım annem, bütün gün çamaşırdı yemekti, su taşımaktı uğraşır dururdu. İspirto ocağını hatırlıyorum. İçine çivit konulan suları.
2 parça çamaşırı vardı, ama onlarda beyaz olsun diye verilen emeği, biz bu devrin hanımları topumuz bir araya gelsek veremezdik sanırım:(
Uğraşır dururdu işte. Bir gün babam eve geldi elinde koca koca poşetlerle, dışarıya iş yapacaksın dedi anneme. Annem gerçekten çok hamarat, çok becerikli. Tamam dedi usulca...Sünnet çocukları için pelerin işleyecekmiş annem. Bir açtık, kenarları tüylü tüylü büyük saten pelerinler. Ama şimdikiler gibi çakma değil. Harbi pelerin...Biz hayran hayran bakarken babam ellemeyin dedi. Kirlenir, bir şey olur, emanet. İşlenecek, geri gidecek.
Baba bunları kim giyecek? Sünnet olan zengin çocuklar giyecek kızım.
Haaa anladım baba.
Aslında hiç bir şey anlamamıştım. Benim annem yapacaktı ama niye elin zengin çocuğu giyinecekti anlayamamıştım...
Ah annem ah. Gece sabahlara kadar iş yapmak ne demek onuda iyi bilirim. O pelerinlerin keşke birinin fotoğrafı olsaydı da görseydiniz. Komple pul ve boncuklarla işlenen bu akla zarar "iş"i eminim şu anda bir gören olsa el sanatları müzesinde yerini alır.
O kadar zor, o kadar ayrıntılı ve muhteşemdi. Annem o kadar muntazam yapıyordu ki işini, babam her geçen gün yeni yeni poşetlerle iş getiriyordu. Annem ne çok yoruluyordu ama çare mi var? Yok...yapmaya devam ediyordu.
Sanmayın çok para alıyordu, bu işleri bilenler bilir. İnsafsızdır bu işler. Şimdinin 1,5 lirası gibi bir para...eksiği vardır fazlası yoktur.
İşte böyle geçen günler...Annem iş yetiştirmeye, evde çocuklara bakmaya çalışırken büyüyen bizler.
Olmayan oyuncaklar, kıyafetler, ayakkabılar, çantalar...olmayan hikaye kitapları, olmayan hayaller. Olamayanlarla geçen çocukluğum...
Aklıma geldi işte...Daha neler neler..
..............................
Hoşçakalın.



8 yorum:

  1. çok duygulandım... türk filmi izler gibi oldum, boğazım düğüm düğüm...

    YanıtlaSil
  2. ziyaretiniz için teşekkür ederim...
    ben yazarken o boğazım kaç kez düğümlendi bir bilseniz...
    hoşçakalın...
    her zaman beklerim inşallah.

    YanıtlaSil
  3. es selamü aleyküm arkadasim .
    antalyaliyim degince icim ayri bir ciz etti .
    acilarla büyüyen insanlarin olgunlugu zamaninda annenizin isledigi pelerinler gibi müzede yerini alcak kadar nadir artik

    süphesiz Allah kaldirmayacagimizi yüklemez
    hos geldin gönül dünyama
    muhabbetle

    YanıtlaSil
  4. Ve aleyküm selam
    Hoşgördüm, hoşbuldum...
    Ablacığım demek istiyorum size.
    Sizin yaptıklarınıza hayran oldum, maşallah...
    Peşinizi bırakma niyetinde de değilim bundan böyle.
    Ablacığım Erzurum'luyum. İstanbul'da büyüdüm. Antalya'da yaşıyorum.
    Muhabbette karşılıklı inanın.
    Sizi burada görmek beni bugün çok mutlu etti...teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  5. bazılarımızın imtihanı böyle çetin oluyor.Rabbim kolaylık versin.çok zengin bir adam vefat eder çocukları çok üzülür.sonra derlerki birini bulalım babamızı gömünce onuda emniyetli şekilde yanına koyalım babamızın ilk gecesi nasıl geçti bize haber versin. bir hamaldan başka buna kimse razı olmamış.hamalı mezara koyup sabaha kadar beklemişler.sabah olunca hamal perişan şekilde mezardan çıkmış.ben sırtımdaki urganın hesabını sabaha kadar veremedim.babanızın vay haline demiş. bizde mükafatı öbür tarafta görürüz İNŞALLAH selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli Fatma Hanımcığım,
      ben de öyle inanın elimizde olanların hesabını nasıl vereceğiz diye düşünmeye korkuyorum.
      Zenginlik nedir şu anda görüyorum, Allah biliyor ki istemiyorum.
      Hayatta iman, huzur, sağlık olduktan sonra gerisi bir şekilde halloluyor.
      Bunun dışında kalanlar imtihanlarımızı zorlaştıran unsurlar. Rabbim kullarına borçlu eylemesin, sağlık versin hepimize. Huzur versin, en önemlisi kendisine kul eylesin.
      Gerisi boş değil mi?
      sevgilerimle,
      güzel menkıbe için çok teşekkür ederim.

      Sil
  6. Umarım her şey gönlünce olur,inşallah.Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Sizin de inşallah.
      Selam ve dualar...

      Sil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.