07 Eylül 2013

24 Hak



Babam, vasat denilebilecek ve takozdan biraz daha hallice bir fotoğraf makinesini elime verdiğinde ilkokulu bitirmek üzereydim.
Ve tahmin edersiniz ki...dünyalar benim olmuştu.
Allah'ım ne güzeldi fotoğraf çekmek...
Çektiğim fotoğrafları şimdi olduğu gibi ekranda göremediğim için günlerce, hatta bazen aylarca pozların dolmasını beklerdim.
Tabiî durum böyle olunca hazırlık hep uzun sürerdi.

"Eveeeet, çekiyoruuuum, gülümseyin" demek adettendi.
Küçücük bir delikte sayılar vardı ve hep onu takip etmek zorundaydım.
Başta hata yapma lüksüm olsa da, sona doğru daha güzel fotoğraflar çekmeye çalışmalıydım.
Bu işin raconu buydu...
Çünkü 24 hakkım vardı ve kötü çektiğim her fotoğraf gereksiz masraf demekti.
Birde hayal kırıklığı...
Güzel resimler çekemiyordum.
Hele manzara falan hiç...hiç tahmin ettiğiniz gibi değil...sadece gerekli görülen zamanlarda kullanmak zorundaydım makinemi.
Öyle doğaymış, ağaçmış, çiçekmiş çekemezdim...çünkü o kadar fotoğrafı yaptırmak için paramızda yoktu.
Sadece özel anlar...işte bu, bu işin değişmez kuralıydı.
Dedim ya; bazen fotoğraf çekme sebebimi aylarca bekliyordum.
24 hakkım vardı ve ben hep sabrediyordum.
Ama bu bekleme eylemi şimdi olduğu gibi bana rahatsızlık vermiyordu.
Ailenin fotoğrafçısıydım ve bu önemli bir görevdi.
Tabii yıllar sonra fotoğraflarda olmadığımı fark etmek hüzün verse de...ben o zaman mutluydum.
...
24 kare...24 saate benzer.
O bir film yandı diye nasıl huzursuz olduysam o zaman...şimdi düşünüyorum da...geçen zaman...
Değil saat, günler, aylar , yıllar...
O karelerden, pozlardan daha mı önemsiz?
Halbuki benimde bir çekimcim var ve her anımı "sonsuz GB" kamera ile kaydediyor...
Keşke mutlu edebilsem onu...
Benim, bir film yanınca nasıl huzursuz olduğumu düşününce...
Acaba, anlamsız, günü birlik yaşanıp giden hayatları gören kayıt görevlileri nasıl üzülüyorlardır...
24 hak değil, digital makinelerle sonsuz hata yapma lüksüne sahip bizler...
Hayatı Vareden(c.c)'in lütfuyla, şu boşa dönen hayat kayıtlarını; tekrardan ve zarardan kurtarabilir miyiz?
Her gün kaydedilen filmimizde, en azından bir kere, önemli bir karemiz olabilecek mi acaba?
Ne dersiniz?
...
Hepimizin fotoğraflarının sergileneceği o günde, dilerim;
Hiç açılmasın fotoğraf albümünüz.
Af! Sadece "af" kurtarır bizi...
Yoksa benim makinenin yanan fotoğrafları gibi...ne kıymeti var.
Ancak güzel ve hayırla dolu geçen bir ömür kıymetli olabilir.
Ve fotoğrafların en güzelleri böyle anlam bulabilir.
Hoşçakalın.
...

5 yorum:

  1. Sevde cim.ne güzel ve zarif bir şeklide anlatıyorsun.sana hayranım. Benimde vardı o makinelerden.bir de onların 36 pozluk olanları vardı. Çıkınca baya sevinmiştim.daha çok resim çekeceğiz diye.ne günlerdi.dediğin gibi bu hayattaki değerli günlerimiz fotoğraflar gibi yanmasın değilmi. Seni çok özlemişim. Sevgiler canım

    YanıtlaSil
  2. Evet arkadaşım o kadar güzel anlatmışsın ki zamanı,hayatı ve pişmanlıklarımızı ama hala uslanmadan 24 altının 1 altınını bile saklayamadan heba ediyoruz ömrümüzü.
    O 24 karenin hala bir karesinde belkide baş rolde olup foto çekilemiyor.
    sevgiyle kal arkadaşım.Allah'a emanetsin...

    YanıtlaSil
  3. Selamün Aleyküm...O kadar güzel anlatmışsın ki Allah razı olsun.Zamanımızın ne kadar önemli olduğunu,geçirilen her anın bile tekrar geri verilmediğini,boşa gittiğini....O hayatımızdaki her anı bereketli geçirebilmek umuduyla Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
  4. Ben hiç yeltenmemiştim bile o makinelerle foto çekmeye:) Çünkü o zamanlarda hakikaten lükstü ve pek uğraşan da yoktu bu işlerle..Gerçek hayatta ,güzel fotoğraflarla karşılaşmak duasıyla..

    YanıtlaSil
  5. Haklısın Benbircim çok haklısın. Yanan pozlarımızı sıfırlamak lazım, Allah (c.c.) yardımcımız olsun.
    Selam ve dua ile...

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.