19 Kasım 2013

Bir zamanlar...


Bugün sevgili Sevgimin yazısını okuyunca aklıma geçen sene yazdığım bu yazı geldi...
Kendisini can-ı gönülden destekliyorum.
Ve bir paylaşımda da ben bulunmak istiyorum.
..........
FAKİR EDEBİYATI
Seviyorum ben fakir edebiyatı yapmayı.
Çünkü çocukluğum fakirlikle geçti.
Belki bu yüzden fakir bir çocuğun yüzüne bakınca kendimi görüyorum.
Fakirlik ne ki?Bilmeyenler için söyleyeyim.
Fakir olmak ekmeğe muhtaç olmak değil belki, ama boğazında bir şeyler kalır ya yutkunamazsın, işte onu sık sık yaşamak...

Fakirdik işte...mutlumuyduk...bilemiyorum.
O yıllarda insanlar şimdi olduğu kadar bunu sorgulamıyordu sanırım.
Yaşıyorduk işte. Benim çocukluk anılarım fakirlikle dolu.
Ya ben çok içli bir çocuktum, ya da hakikaten söyledikleri gibi mahrumiyetler unutulmuyor.
Nereden çıktı bu şimdi sabah sabah...ne bileyim işte duyguluyum bu gün.
Çocukluğum geldi gözümün önüne, annem geldi.
Babam geldi.
Babam öğrenciydi İstanbul'a taşındığımızda.
5 yaşındaydım.24 saat süren bir otobüs macerasının ardından otogara inişimizi hatırlıyorum. İlk defa otobüse binmiş, ilk oluşuna rağmen bu kadar uzun sürünce hiç inemeyeceğiz zannetmiştim.
2 koltuk 3 çocuk 2 büyük 5 kişi 24 saat kucak kucağa geldik İstanbul'a...
Evimiz yoktu, bavulla gelmiştik derler ya ben onu biliyorum işte...
Babam okuluna çok yakın mevkide bir oda tuttu.
Ama oda dediysem şöyle düşünün; yerin altında bir oda, pencere denilen yerden bakınca insanların sadece ayakkabısını görüyorsunuz.
O kadar yani.
Bir kaç parça da eşya ikinci el...Yatak döşek falan.
Birkaç ta kap-çanak. Yaşamaya başladık orada.
Babam erkenden giderdi.
Ben dışarıya çıkar, ev dediğim yerin önünde oyalanırdım.
Abim okula başlamıştı, küçüğüm 3 yaşındaydı.
Annem, ah canım annem, bütün gün çamaşırdı yemekti, su taşımaktı uğraşır dururdu. İspirto ocağını hatırlıyorum. İçine çivit konulan suları.
2 parça çamaşırı vardı, ama onlarda beyaz olsun diye verilen emeği, biz bu devrin hanımları topumuz bir araya gelsek veremezdik sanırım:(
Uğraşır dururdu işte.
Bir gün babam eve geldi elinde koca koca poşetlerle, dışarıya iş yapacaksın dedi anneme. Annem gerçekten çok hamarat, çok becerikli.
Tamam dedi usulca...
Sünnet çocukları için pelerin işleyecekmiş annem.
Bir açtık, kenarları tüylü tüylü büyük saten pelerinler.
Ama şimdikiler gibi çakma değil. Harbi pelerin...
Biz hayran hayran bakarken babam ellemeyin dedi.
"Kirlenir, bir şey olur, emanet. İşlenecek, geri gidecek".
"Baba bunları kim giyecek?"
" Sünnet olan zengin çocuklar giyecek kızım."
"Haaa anladım baba."
Aslında hiç bir şey anlamamıştım.
Benim annem yapacaktı ama niye elin zengin çocuğu giyinecekti anlayamamıştım...
Ah annem ah. Gece sabahlara kadar iş yapmak ne demek onu da iyi bilirim.
O pelerinlerin keşke birinin fotoğrafı olsaydı da görseydiniz. Komple pul ve boncuklarla işlenen bu akla zarar "iş"i eminim şu anda bir gören olsa el sanatları müzesinde yerini alır.
O kadar zor, o kadar ayrıntılı ve muhteşemdi.
Annem o kadar muntazam yapıyordu ki işini, babam her geçen gün yeni yeni poşetlerle iş getiriyordu.
Annem ne çok yoruluyordu ama çare mi var? Yok...yapmaya devam ediyordu.
Sanmayın çok para alıyordu, bu işleri bilenler bilir. İnsafsızdır bu işler.
Şimdinin 1,5 lirası gibi bir para...eksiği vardır fazlası yoktur.
İşte böyle geçen günler...Annem iş yetiştirmeye, evde çocuklara bakmaya çalışırken büyüyen bizler.
Olmayan oyuncaklar, kıyafetler, ayakkabılar, çantalar...olmayan hikaye kitapları, olmayan hayaller.
Olamayanlarla geçen çocukluğum...
Aklıma geldi işte...
Daha neler neler................................
Hoşçakalın. 

5 yorum:

  1. Allah razi olsun senden beni oyle bir zamana goturdunki.O fakirligi bizlerde cektik aslinda ama senin anlattiginin yaninda biz daha iyi durumdaymisiz ama ne farkederki cocukken hepimiz fakirdik..Allaha emanet ol sevgiyle kal

    YanıtlaSil
  2. Sevdem..o zamanlarda yetistirildi guzel insanlar guzel anneler guzel babalar..yarinimi bolluk sebebiyle korkutur beni bu yuzden..kanaat etmek ne buuuk bir nimettir..nimetlerde yuzene ne kadar caziptir kardesim sence?Opuyorum yuregini.

    YanıtlaSil
  3. Canım. O zamanlar şimdiki gibi bolluk değildi. Her evde vardı fakirlik. Kiminin az kiminin çok. Şimdi ise eskiye göre daha bolluk ama bereket yok, paylasma yok, samimiyet yok, hoşgörü yok. yok oğlu yok.varlik devrinde yokluklar içindeyiz. Rabbim sonumuzu hayır etsin.sevgiler canım. Allaha emanet ol

    YanıtlaSil
  4. Bismihi Subhanehu..
    Ganiyy-i Mutlak olana hamdolsun. Sabah sabah ''Olamayanlarla geçen çocukluğum...''a döndüm. Şu an olanlara sonsuz hamd ettim. Şükrünü eda edemeyeceğim nimetler karşısında ezildim.
    İnsan ''Fakir-i Mutlak'' olan. Her ne kadar fani dünya kavram tanımlaması içinde, ''zenginlik'' gibi bir kavram olsa da çok ama çok fakir. Dünya fakirlik halleri ancak bir kıyastan ibaret. Ve fakirin hesabı daha kolay aslında. Yokluğun hesabını vermek daha kolay. Çünki yok. Peki ya varlığın hesabı? ''Şunları sana verdim ey kulum, nerede kullandın'' sorusunun cevabı???
    Yazınız geçmiş anılardan bir yansıma idi. Yorum yansımanın dışına taştı. O halde susmalı.
    Maesselam, maeddua.. Fiemanillah..

    YanıtlaSil
  5. Bu kadar farklı hayatlara tanık olmak,blogun bana kattığı en güzel şey diyebilirim..Yasadıkların seni kuvvetlendirdi bizlere de ibret verdi.Demek ki herşey yolunda..

    YanıtlaSil


Fikrinizi belirtmenizden mutluluk duyarım.
Yazacağınız her şey benbir için çok önemli ve kıymetli.